Miras Yoluyla Arsa Bağışı Davası Yargıtay Kararı

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi

Esas: 2010/3917, K: 2011/44 İçtihat

Üyemizin Özeti

Davalı kocaya babası tarafından 30.5.2002 tarihinde bağışlandığı anlaşılan arsanın, kat karşılığı inşaat sözleşmesine konu edilmesi sonucu edinilen 2 numaralı daire, 4721 S.K. m.220/1-b.4 gereğince kişisel mal yerine geçen değer olup; bu taşınmaz üzerinde davacı kadının katılma alacağı bulunmamaktadır.

(Karar Tarihi : 17.01.2011)

"Taraflar arasındaki davanın kabulüne dair verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı İ____ B____ vekili, vekil edeniyle davalının boşandıklarını, evlilik birliği içinde edinilerek davalı eş adına kaydedilen ____ ada 146 parseldeki mesken olarak kullanılan 2 numaralı bağımsız bölümün edinilmiş mal olduğunu, tasfiye tarihindeki sürüm değerinin yarısına karşılık olarak şimdilik 2.500 TL'nin ve davalının 1.1.2002 tarihinden sonraki emekli aylıklarının yarı payına karşılık olarak şimdilik 2.500 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı K____ B____ vekili, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, taşınmazın davalının babasından bağış yoluyla gelen kişisel malı olduğu, davacının hakkının bulunmadığı, emekli maaşının ise harcandığı, mevcut olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar 21.11.1998 tarihinde evlenmişler, 11.7.2006 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne dair hükmün 12.3.2009 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Eşler arasında evlenme tarihinden 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (TKM'nin 170), sözleşmeyle başka mal rejimi seçilmediğinden bu tarihten mal rejiminin sona erdiği boşanma davasının açıldığı tarihe kadar (TMK.nun 225/2) ise yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (TMK.nun 202).

TMK'nun 235/1. maddesi hükmüne göre; mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılır. Dosya içeriğine göre, davalı kocanın 1.1.2002 tarihinden itibaren aldığı ve edinilmiş mal olduğunda duraksama bulunmayan emeklilik maaşının harcandığı anlaşılmış olup biriktirildiği ya da yatırım amacıyla malvarlığı edinildiği belirlenemediğinden bu yöne dair davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.

Taşınmaza yönelik temyiz itirazlarına gelince; tapu kayıtlarına göre, ____ ada 146 parselin tamamı arsa niteliğinde davalının babası M____ B____ adına kayıtlı iken 30.5.2002 tarihinde 1/3'er pay şeklinde davalı K____ B____ ile birlikte diğer evlatları dava dışı K____ B____ ile S____ E____ adlarına satış göstererek devretmiş, sonradan kat karşılığı inşaat sözleşmesinin yapılmasıyla kat mülkiyetine geçilerek payı karşılığı aynı parseldeki 2 numaralı bağımsız bölümün tamamı 12.4.2006 tarihinde davalı adına tescil edilmiştir. Nüfus aile kayıt tablosuna göre, davalının babası M____ tapudaki devirden bir gün sonra 31.5.2002 tarihinde S____ adındaki kadınla evlenmiştir. Tanıklar ifadelerinde, başkasıyla evlenecek olan davalının babasının davaya konu taşınmazı evlatlarına bağışladığını bildirmişlerdir.

Dosya içeriğine, toplanan delillere, tanık ifadelerine, nüfus ve tapu kayıtlarına, M____ B____'nin evlenmeden bir gün önce aynı anda üç evladına 30.5.2002 tarihinde yaptığı arsa satışının gizli bağış niteliğinde ve kişisel mal olduğunun kabulü gerekir. Bağışlanan arsanın kat karşılığı inşaat sözleşmesine konu edilmesi sonucu edinilen 2 numaralı dairenin ise 4721 sayılı TMK.nun 220/1. fıkranın 4. bendi gereğince kişisel mal yerine geçen değer olduğunda duraksama söz konusu değildir. TMK'nun 220/2. maddesine göre, eşlerin karşılıksız kazandırma yoluyla elde ettikleri malvarlığı kişisel malları sayılır ve tasfiyeye dahil edilmez. Bu açıklamalara göre, davalının kişisel malı olarak kabul edilmesi gereken arsa niteliğindeki taşınmazda davacının katılma alacağı bulunmamaktadır. Aynı Kanun maddesinin 4. bendine göre, kişisel mallar yerine geçen değerler de kişisel mal sayılacağından başlangıçtaki niteliği arsa olan taşınmazın sonradan kat karşılığı inşaat sözleşmesiyle meskene dönüştürülmesinde de davacı kadının katılma alacağı bulunmamaktadır.

KARAR : Tüm bu açıklamalar sebebiyle davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun görülen yerel mahkeme hükmünün ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 17,15 TL peşin harcın onama harcına mahsubuyla kalan 1,25 TL'nin temyiz eden davacıdan alınmasına 17.1.2011 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Somut olayda; davaya konu ____ ada 146 parsel davalının babası ve davacının kayınpederi M____ oğlu M____ B____ adına tapuda kayıtlı iken; adı geçen kişi, bu yeri, 30.5.2002 tarihinde, tamamını, 1/3'er paylı olarak davalı K____ B____'le dava dışı K____ B____ ve S____ E____'ya tapu memuru huzurundaki satışla 28.500.000.000.- TL bedelle temlik etmiştir. Açıklanan olgu tapu memuru önünde düzenlenen resmi senet ve tapu kaydıyla sabittir. Bu durum, yanların ve mahkemenin kabulündedir. Daha sonra tapu kaydını bu şekilde elde eden M____ B____'in çocukları, bu yeri kat karşılığı inşaat sözleşmesiyle dava dışı yükleniciye vermişler ve davalı adına 1/5 arsa paylı, kat irtifaklı, 2 numaralı bağımsız bölüm 12.4.2006 tarihinde tescil edilmiştir. Bu durumda, tapu memuru huzurunda yapılan bir satış söz konusudur. Bu satış işleminin tarafların sıfatı gereğince inançlı işlem mi, taraf muvazaası mı, muris muvazaası mı, bağış mı, gizli bağış mı olduğunun saptanması gerekir. Değinilen müesseselerin, ispat şekilleri ve dava koşulları birbirinden farklıdır. Somut olayın özelliği dikkate alındığında temlik yapan kişinin hayatta olup olmadığı durumuna göre mirasçılarının açacağı dava muris muvazaasıdır. Temliki yapan M____'in davalı oğluna karşı açacağı davalar ise taraf muvazaası ve inançlı işleme dayalı tapu iptali tescil davaları v.s. olup; eldeki olayda bağıştan ve gizli bağıştan söz etmek hatta bağıştan rücunun koşullarını aramak olanaklı değildir. Davacı kayıt maliki olmadığına göre davalıyla babası arasındaki işlemin muvazaalı ve inançlı işlem olduğunu ileri sürebilir. Böyle bir dava açılsa da 5.2.1947 tarih 20/6 Sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı uyarınca ispatlanması gerekir.

Hal böyle olunca, Daire çoğunluğunun daha sonra açılacak davalar açısından bağlayıcı gerekçe gösterilerek ve niteleme yapılarak onama kararı verilmesi, açıkladığım gerekçelerle doğru olmamıştır. Ancak, Dairenin yerel mahkemenin ret kararının ONANMASINA dair düşüncesi sonuç itibariyle doğru olup, yukarıda açıklanan gerekçelerle Sayın çoğunluğun onama gerekçelerine katılmam mümkün değildir. Ne var ki, sonucu itibariyle doğru olan karar onanmalıdır kanaatindeyim."

İlgili Mevzuat Hükmü : Türk Medeni Kanunu MADDE 220 :Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:

1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,

2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,

3. Manevi tazminat alacakları,

4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.


Yorum Yap

Not: HTML'e dönüştürülmez!
    Kötü           İyi