Ağır Tahrik Halinin Oluşmaması Yargıtay Ceza Genel Kurulu

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2002/1-322 K. 2003/27 T. 11.3.2003

ADAM ÖLDÜRME (Tahrik – Maktüllerin Tevali Eden Haksız Hareketlerinin Bulunmadığı/Basit Etkili Eylem Düzeyinde Kalan Saldırıların TCY. 51/1 Madde ve Fıkrasına Uygun Hafif Haksız Tahrik Oluşturacağı)

TAHRİK (Maktüllerin Tevali Eden Haksız Hareketlerinin Bulunmadığı/Basit Etkili Eylem Düzeyinde Kalan Saldırıların TCY. 51/1 Madde ve Fıkrasına Uygun Hafif Haksız Tahrik Oluşturacağı – Birden Fazla Adam Öldürme)

MAKTÜLLERİN TEVALİ EDEN HAKSIZ HAREKETLERİNİN BULUNMAMASI (Birden Fazla Adam Öldürme – Hafif Haksız Tahrik Oluşturacağı/Ağır Tahrik Halinin Oluşmayacağı)

BASİT ETKİLİ EYLEM DÜZEYİNDE KALAN SALDIRILAR (TCY. 51/1 Madde ve Fıkrasına Uygun Hafif Haksız Tahrik Oluşturacağı – Maktüllerin Tevali Eden Haksız Hareketlerinin Bulunmadığı)

AĞIR TAHRİK HALİNİN OLUŞMAMASI (Adam Öldürme – Maktüllerin Tevali Eden Haksız Hareketlerinin Bulunmadığı/Basit Etkili Eylem Düzeyinde Kalan Saldırıların Hafif Haksız Tahrik Oluşturacağı)

1412/m.326

765/m.51, 448

ÖZET: Yargıtay C.Başsavcılığınca değişik zamanlarda ve her biri TCY.nın 51. maddesinin 1. fıkrası düzeyinde kalan tahrik edici davranışların tevali etmesi halinde, aynı maddenin 2. fıkrasındaki ağır tahrik halinin oluşacağı belirtilerek itiraz yoluna başvurulmuş ise de, aracın alım ve satımı ve devrinin verilememesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların taraflar arasında anlaşmayla çözümlendiği, olayın aracın teslimi anında ölenlerden Halil’in sanıkla birlikte yaşayan tanık Ayhan’dan aracın kötü kullanılmış olduğu düşüncesiyle uğranılan zararın tazminini sağlamak için çantasından para almak istemesi üzerine başladığı, taraflar arasında bu şekilde başlayan kavgada, sanığın aşamalardaki savunmaları, tanıklar Ayhan, Samet ve tanık Erkan’ın kolluk anlatımları ve sanığa ait adli rapor kapsamı ve atışların uzak atış mesafesinden yapıldığına ilişkin otopsi tutanağındaki saptamalar dikkate alındığında, maktüllerin tevali eden haksız hareketlerinin bulunmadığı, basit etkili eylem düzeyinde kalan saldırıların TCY.nın 51/1. madde ve fıkrasına uygun hafif haksız tahrik oluşturacağı, Yerel Mahkeme ile Özel Daire kararlarında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmış olmakla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Sanığa ait adli rapor kapsamı ve atışların uzak atış mesafesinden yapıldığına ilişkin otopsi tutanağındaki saptamalar dikkate alındığında, maktüllerin tevali eden haksız hareketlerinin bulunmadığı, basit etkili eylem düzeyinde kalan saldırılar TCY.nın 51/1. madde ve fıkrasına uygun hafif haksız tahrik oluşturur.

DAVA: İki kişiyi kasten öldürmek suçundan sanık Gürcan’ın TCY.nın 448, 51/1 ve 59. maddeleri (ikişer kez) ve 72. maddesi uyarınca 30 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına ikişer kez hakkında aynı Yasanın 31 ve 33. maddelerinin uygulanmasına, tabanca ve kovanın zoralımına, tutuklulukta geçirdiği sürenin mahkûmiyetinden mahsubuna, katılanların kişisel hakları konusunda hukuk mahkemesinde dava açmaktan muhtariyetlerine ilişkin Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 9.10.2000 gün ve 99-322 sayılı hüküm re’sen temyize tabi olmasının yanında C.Savcısı, sanık ve vekilleri ile katılanlar vekili tarafından da temyiz olunmakla, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.6.2001 gün ve 2030-2788 sayı ile; “Olayın tarafsız görgü tanığı Erkan’ın asker olduğu ve hazırlıkta alınan ifadesinde de askerlik adresinin açıkça belirtildiği dikkate alınarak bu tanığın talimatla ifadesi alınıp, sanığın savunmasına göre bilgisi de sorulduktan sonra, delillerin birlikte değerlendirilerek suç vasfının belirlenmesi ve de tahrikin değerlendirilmesi gerekirken noksan tahkikatla karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Bozmaya uyan Yerel Mahkemece; bozma gerekleri yerine getirilerek 13.2.2002 gün ve 486-40 sayı ile yine aynı şekilde hüküm tesis edilmiştir. Re’sen de temyize tabi olan bu hüküm sanık ve vekilleri ile katılanlar vekili tarafından da temyiz olunmakla dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 18.11.2002 gün ve 3389-4173 sayı ile tebliğnamedeki isteme aykırı olarak onanmıştır.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise 20.12.2002 gün ve 73598 sayı ile;

1- Yerel Mahkemece hüküm kurulurken “iki kez 24 sene ağır hapsine” denilip TCK.nun 29. maddesine uygun şekilde kanuni ve takdiri tahfif sebepleri uygulanıp her seferinde “iki kez” denilerek sonuç ceza 71. maddeye göre içtima ettirilmiştir. Yüksek Daire 10.4.2000 gün 59-954 sayılı kararında “her bir mağdura karşı eylemden dolayı TCK.nun 448, 62, 59 ve 448, 62, 59. maddeleri uyarınca ayrı ayrı uygulama yapılarak ceza tayini yerine birbirinin içinde tek uygulama ile karar verilmesini”, yine 18.6.1999 gün ve 2156-2395 sayılı kararında “her bir mağdura karşı eylemden dolayı ayrı ayrı ceza tayin edilmesi gerekirken tek uygulama ile karar verilmesini” kanuna aykırı bulmuş, kararları bozmuştur.

Somut olayda da Yerel Mahkemenin yaptığı uygulama bu kararlara ve CMUK.nun 268/4. maddesine aykırı olmasına rağmen hükmün onanmasına karar verilmiştir.

2- İkinci itiraz konusu ise tahrikin derecesine yöneliktir. Maktûl Fikret ve kardeşi diğer maktûl, harici satış senedi yapılıp 2000 Mark’ın peşin alınmasına rağmen kendilerine düşen trafik kaydını sanığa devir işlemini aradan geçen uzun zamana rağmen yapmamıştır. Bu konuda iyi niyetli olduklarından söz edilemez. Zira olaydan sonra 1.3.2000 gün ve 1841 yevmiye numarası ile Kırıkkale 2. Noterliğinin vekaletnamesi ile maktûllerin kardeşi müdahil İsa, kayıt maliki Aynur’dan aracın devri için vekaletname almıştır.

Öyleyse olay, önceki bu vekaletin alınıp devrin sağlanması ve olayın önlenmesi mümkün olup bu yapılmayarak olayın oluşuna sebebiyet verilmiştir.

Galeri sahibi Ali ve Muhammet ‘in anlatımlarına göre senede bağlı 660 milyon liranın aracın devrinin verilmesinden sonra ödeneceği kararlaştırılmasına rağmen bu alacak devir işlemi gerçekleştirilmemesine rağmen maktûllerce istenmiş, hatta sanık ve gayri resmi eşine ödenmeme halinde yaşamlarının tehlikeye gireceği yolunda tehditler de yapılmıştır.

Sanık 18 milyon lira tamir masrafı ile akitten dönülmesi halinde ödenmesi gereken 100 milyon lira cezai şartı maktûllerden almaktan feragat etmelerine rağmen maktûllerce peşin alınan 2000 Mark’ın iadesinden sonra makul bir miktar paranın hakkı yokken kendilerine geri verilmesini istemiş, talebin kabul edilmemesi üzerine tanık Ayhan’ın çantasında bulunan paraların alınabilmesi için çanta zorla çekiştirilerek alınmak istenmiştir. Bu kadar haksızlığa maruz kalan ve bu zamana kadar sessiz duran sanık buna mani olmak istemesi üzerine her iki maktûlce dövülerek yere düşürülmüştür. Bu müessir fiil sırasında maktûllerin birinin elinde demir bir çubuk olduğu onunla vurduğu da tesbit edilmiştir.

Değişik zamanlarda oluşan, TCK.nun 51/1. madde ve fıkrası düzeyinde şekillenen tahrik edici davranışların tevali ettiği ahvalde yasanın 51/2. madde ve fıkrasına mümas ağır tahrik halini oluşturmuş sayılacağına ilişkin yerleşmiş uygulama gözetilip, 51/2. maddenin uygulanması, ancak olası ağır tahrik oluşumları düşünüldüğünde en ağır düzeye ulaşmadığının kabulü ile makul bir nisbette indirimi gerektiğinin kabulü icap ettiği halde tahrik düzeyini belirlemede yanılgıya düşülmüştür.” gerekçeleriyle itiraz yasayoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılarak, Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini istemiştir. Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR: Olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığının görüşleri arasında sübut ve vasıflandırma bakımlarından uyuşmazlık bulunmayıp, çözülecek sorunlar;

1- Hükmün usulüne uygun bir şekilde kurulup kurulmadığı

2- Tahrikin derecesinin belirlenmesi noktalarında toplanmaktadır.

İlk itiraz nedeni, hükmün usulüne uygun bir şekilde kurulmadığına ilişkin bulunduğundan, bu hususun önsorun olarak öncelikle ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Dosyanın incelenmesine;

1- Yerel Mahkemece, TCY.nın 448. maddesi ( iki kez ) uygulanmak suretiyle sanığın iki kez 24 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, bu cezadan TCY.nın 51/1. maddesinin iki kez uygulanması suretiyle iki kez 18’er yıl ve yine aynı şekilde 59. maddenin iki kez uygulanarak ikişer kez 15’er yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve bu cezaları toplanarak sonuç olarak 30 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ayrıca hakkında TCY.nın 31 ve 33. maddelerinin iki kez uygulanması şeklinde karar verildiği anlaşılmaktadır. CYUY.nın 268. maddesinin 4. fıkrasında; “hüküm fıkrasında 253 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurmanın mümkün olup olmadığının tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi” gerektiği belirtilmiştir. İnceleme konusu somut olayda; yukarıda belirtilen yasal düzenlemeye uygun olarak Yerel Mahkemece, verilen hüküm, uygulanan yasa maddeleri ve verilen ceza miktarı hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde hükümde açıkça gösterildiğinden, Yargıtay C.Başsavcılığının bu yöne ilişkin itirazının yerinde olmadığı anlaşılmakla oybirliğiyle reddine karar verilerek diğer itiraz nedeni yönünde yapılan incelemede;

2- Yasal bir indirim nedeni olan tahrik, ceza hukuku bakımından, failin haksız bir fiilin yarattığı gazap veya elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesidir. Bu halde fail, haksız bir fiilin doğurduğu öfke veya elemin tesiri altında, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışardan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Buna göre, haksız tahrikten sözedebilmek için ;

a ) Tahriki oluşturan bir fiil bulunmalıdır,

b ) Bu fiil haksız olmalıdır.

c ) Fail, öfke ve şiddetli elemin etkisi altında bulunmalıdır.

d ) Failin işlediği suç, bu ruhi durumun tepkisi olmalıdır. Yasanın anılan maddesinde haksız tahrikin, hafif ve ağır olmak üzere iki şeklinden söz edilmişse de, birbirinden ayırt edilmesini sağlayacak ölçüt gösterilmemiş, “tahrik ağır ve şiddetli olursa” şeklinde genel ve soyut bir tanımlama yapılarak,tahrikin derecesinin belirlenmesinde kullanılacak kıstasların uygulama ile ortaya konulması, benimsenmesi ve istikrar kazanması amaçlanmıştır.

Ceza Genel Kurulunun çeşitli kararlarında duraksamasız olarak benimsendiği üzere, tahrikin derecesi belirlenirken, haksız hareketin işleniş şekli, yeri, niteliği, zamanı, yöresel koşullar ve tahrik eden ile edilenin durumları gözönüne alınıp değerlendirilmeli, eğer haksız hareket bu özellikleri itibariyle yoğun ve önemli boyutlara ulaşmışsa, haksız tahrikin “ağır ve şiddetli” olduğu kabul edilmelidir.

İnceleme konusu olayda sanığın, arkadaşı olan Ayhan adına, ölenler Fikret ve İbrahim’den bir araç satın aldığı, aracın ruhsatının Ankara’da ikamet eden Aynur isimli şahısta olması nedeniyle, ölenler tarafından devrinin yapılamadığı, anlaşma uyarınca ölenlere 2000 Mark ödendiği, kalan 640 milyon lira için ise aralarında senet düzenlenerek aracın devrinde kalan miktarın ödenmesinin kararlaştırıldığı, aracın devrinin verilememesi üzerine, ölenlerin sanığa ödediği peşinatı iade ederek aracı teslim almak istedikleri, kabul etmesi karşısında peşinatın sanığa iade edildiği, karşılıklı olarak senet ve sözleşmelerin yırtıldığı, araçla ilgili uyuşmazlığın bu şekilde taraflar arasında anlaşma ile sonuçlandığı, öldürme ile sonuçlanan olayın ise aracın teslimi esnasında gelişen olaylardan kaynaklandığı, sanığın savunması, tanık Ayhan, Ali ve Mehmet’in yeminli anlatımlarından anlaşılmış olup, olayda tahrikin derecesinin belirlenmesi için bundan sonraki aşamalarda gelişen olaylarla ilgili kanıtların irdelenmesi gerekmektedir.

Sanık Gürcan, yer gösterme sırasında; birlikte otonun yanına geldik, arabadan özel eşyalarımızı aldık, ölen İbrahim, bayan arkadaşıma, bütün paramı aldınız, biraz para ve sigara verin diyerek üzerine yürüdü, aralarına girip engel olmaya çalıştım, İbrahim demir parçasıyla, Fikret ise yumrukla vurmaya başladı, yere düştüm, silahımı çekerek üç el yere sıktım, tekrar saldırınca rastgele ateş ettim,

Kollukta ve C.Savcılığında; İbrahim elindeki akü şalteri ile vurmaya başladı, bu arada Fikret de gelip yumrukla vurdu, altlarında kaldım, tabancamı çekip yere doğru bir el ateş ettim, Fikret korkup geri çekildi, İbrahim’e silahı doğrultup rastgele hedef gözetmeksizin ateş ettim, kaç el ateş ettiğimi ve neresine isabet ettiğini hatırlamıyorum, geri çekilen ölenler, tekrar saldırıp vurmaya başladılar, silahımı İbrahim’e yönelterek ateş ettim, yere düştü, Fikret’le boğuştuk, yüzyüze gelince ateş ettim şeklinde beyanlarda bulunmuş,

Duruşmada ise, ben aracı Fikret’e gösterirken, eşim bana seslendi, döndüğümde Halil’in eşimin çantasını tutup çektiğini, eşimin de çantayı bağrına basıp geri geri kaçtığını gördüm, aralarına girdim, Halil arkamdan boynuma sarılıp vurmaya başladı, Fikret de geldi, yola doğru sürüklediler, düştüm, Halil tabancamı ceket üzerinde tutuyor diğeri ise vuruyordu, yumruklardan sakınmak için ellerimi yüzüme kalkan yaptım, eşim bağırıyordu, eşime saldırıldığını düşünerek, çömelmiş durumda tabancamı çekip iki el yere sıktım, bırakmayıp vurmaya devam edince, arkamda ve üstümde bulunan Fikret’e, sağ elimi arkama götürüp ateş ettim, boynumu tutan diğer şahsa ise tabancamı yöneltip ateş ettim, serbest kalınca eşime yöneldim, Fikret tekrar saldırınca engellemek için tabancamı ateşledim kaç el ateş ettiğimi ve neresine isabet ettiğini bilmiyorum, şeklinde savunma yapmıştır.

Tanık Erkan kollukta; bugün 15.30 sıralarında küfürleşme sesleri duydum, caddeye doğru gelen şahıslar birbirlerine küfür ediyorlardı, iki genç şahıs, huzurdaki sanığa saldırıp dövmeye başladılar, boynuna sarıldılar, bu şahıs da silahını çekip önce birine ateş etti, ateş ettiği şahıs olay yerinden bir taksiye binerek uzaklaştı, ikinci şahıs da ateşle birlikte kaçtı, ancak tekrar gelip kavga etmeye başladı, tabancalı şahsın arkasından sarılarak kavradı, yere çömelir duruma gelince, silahlı şahıs, kendisine arkadan saldıran şahsa dönerek göğsüne doğru ateş etti, yaralı şahıs ayağa kalkıp 6-7 metre ilerledi ve tekrar yere yığıldı, tabancalı şahıs 6-7 el ateş etti, kendisine doğru gelen bayana, hepsini temizledim dedi, ana caddeye yürüyüp apartman girişinde beklediler. Duruşmada ise; küfürleşme sesi duydum, bir bayan beni rahat bırakın diye bağırıyordu, sanığın iki kez ateş ederek yaraladığı şahıs, bayanın elinde tuttuğu çantasını almak için asılır durumda idi, huzurdaki şahıs, bu şahsa karşı direndi, çantayı almak isteyen şahsın yanında bir kişi daha belirdi, bu şahıslar sanığa saldırdı, ilk ateş edilen kişinin elinde bıçak vardı, bıçakla saldırdı, o an sanığın elinde silah yoktu, diğer saldıranın elinde bir şey yoktu, arkadan sanığın sırtına çöküp boynuna sarıldı, boğuşma esnasında yere çökünce, sanık silahını çekti, önce bir el havaya, sonra taksiye binen kişiye ateş etti, bu şahıs geriye çekilerek, sen bizi silahla mı korkutuyorsun diyerek sinkaflı bir şekilde küfür etti, bir yandan da sanığın elinden tutuyordu, taksiye binmeden sanıkla tekrar kucaklaştı, sanık sırtı dönük durumda iken bir el ateş etti, şahıs ayağa kalkarken gömleği kanlı idi, bir araca binip uzaklaştı, ikinci şahıs sanığın boynuna sarıldı, sanık sol kolunun altından arkaya doğru tabancasını ateşledi, ateşten sonra geriye dönüp iki el daha ateş etti, şahıs düşe kalka geri çekildi, bir büfenin yanına vardığında yığılıp kaldı, şeklinde açıklamalarda bulunmuş,

Tanık Ayhan kollukta ve C.Savcılığında benzer şekilde; Otonun yanına gittik, otoya benzin koyduğumuzu şubeye gidip kimlik çıkaracağımızı söyledim, kabul ettiler, kardeşlerden biri arabanın ön kaputunu açıp baktı, arabayı mahvetmişsiniz, böyle mi verdik, diye konuşmaya başladı, bana hitaben “sen çok fena bir insansın, sizde insanlık yok mu, bizi mahvettiniz, cebimizde hiç para kalmadı, bizi bu durumda bırakamazsın” dedi, sigara istedi, olmadığını söyleyince çantayı aç yoksa parasını ver biz alalım diyerek ikisi üzerime yüklendi, çantamdaki parayı alacaklarından korktum, geri çekildim, Gürcan araya girdi, ikisi Gürcan’ın üzerine çullanıp dövdüler, birinin elinde 20-30 cm. uzunluğunda bir demir parçası vardı, itişe kakışa ana caddeye sürüklendiler, Gürcan iki kardeşin arasında yerde dayak yiyordu, bir silah sesi duydum, şahıslardan biri can acısıyla bağırmaya başladı, Gürcan’ın elinde tabancayı şuursuzca sıktığını gördüm demiş,

Duruşmada ise; Aracı teslim etmek için gittiklerinde Halil’in elinde falçataya benzer bir alet gördüğünü, Fikret’in arkadan, Halil’in ise önden kendilerine saldırıp, çantasına hücum etmeleri üzerine, eşine bağırdığını, çantayı vermemek için direndiğini, eşinin araya girmesi üzerine ölenlerin eşine saldırdığını, Halil’in elinde yine aynı aletin bulunduğunu, sanığın korunmak için ellerini kalkan yaptığını, ölenin salladığı bıçağın, sanığın eline değdiğini, iki maktülün sanığı yatırıp üstten ve alttan vurduklarını, ölenlerden birinin sanığın belindeki tabancayı giysisi dışından tutmaya çalıştığını, yardım için bağırırken, silah sesi duyduğunu, baktığında sanığın maktüllerin elinden kurtulup ayağa kalktığını ve elinde tabanca olduğu halde havaya ateş ettiğini gördüğünü, Fikret sanığa yönelince, bacağına doğru ateş ettiğini, Fikret’in, vuruldum, yandım diye bağırdığını, o anda Halil’in elindeki aletle sanığın üzerine yöneldiğini, sanığın gelme vururum dediğini, Halil yaklaşmasını sürdürünce ve diğer maktülde arkadan saldırınca sanığın aşağıdan yukarıya doğru bir el ateş ettiğini gördüğünü söylemiştir.

Sanık Samet duruşmada: öğle üzeri taksimle geçerken bir el silah sesi duydum, baktığımda iki kişinin birbirlerini çekiştirdiğini ve yola doğru yöneldiklerini gördüm, genç olan yere düşmüş, huzurdaki sanık ise gencin üzerine abanmış yumruk ve tokat vuruyordu, gelen bir şahıs sanığı tutup vurarak uzaklaştırmaya çalıştı, yerdeki genç koşarak yanıma gelip, yaralandım, beni hastaneye götür dedi, hastaneye götürdüm, taksiden indikten sonra yığılıp kaldı, diğer kişileri yerden kaldırıp hastaneye bıraktım. Kimin elinde tabanca vardı bilmiyorum, tabanca atışını kimin yaptığını da görmedim demiştir.

Savunma Tanıklarından Yeşim duruşmada; Sanığın iki kişi tarafından tartaklandığını, tabancasını çıkarıp havaya 3-4 el ateş ettiğini, saldırının sürdüğünü, saldıranlardan birinin ayağını tutarak uzaklaştığını, diğerinin ise tekrar saldırdığını gördüğünü, daha sonra olay yerinin kalabalıklaşması nedeniyle olanları görmediğini, Ali; 3-4 kişinin küfürleşerek tartıştıklarını, bir kişinin bayanın çantasına saldırdığını, bu kişilerin bayanı kurtarmak isteyen şahsa saldırdığını, iki el peşpeşe tabanca sesi duyduğunu, 20-30 saniye sonra bir el silah sesi daha duyduğunu, saldırganlardan birinin kaçmaya başladığını, bu şahsın gömleğinin kanlı olduğunu, bir taksiyi durdurarak bindiğini, ikinci kişinin ise arkadan sanığın omuz ve boynuna çöktüğünü, sanığın koltuk altından arkaya doğru peşpeşe iki kez ateş etmesi üzerine arkadaki şahsın bıraktığını, 3-4 metre ilerledikten sonra yığılıp kaldığını, ilk yaralanan kişinin saldırı anında elinde bıçak bulunduğunu beyan etmişlerdir. Ölü muayene ve otopsi tutanaklarında; Fikret ‘e tek bir mermi isabet ettiği, atışın uzak atış mesafesinden yapıldığı, ölüm nedeninin ateşli silah yaralanmasına bağlı göğüs içi organ yaralanmasından gelişen kanama ile organ yetmezliği neticesi meydana geldiği, ölen İbrahim’e ise tek mermi isabet ettiği ve tek başına öldürücü nitelikte bulunduğu, atışın bitişik ve bitişiğe yakın atış mesafesi dışında uzak atış mesafesinden yapıldığı, ölümün ateşli silah yaralanmasına bağlı batın içi organ ve büyük damar yaralanmasından gelişen kanama ile organ yetmezliği sonucu olduğu bildirilmiştir.

Olay yerinde yapılan incelemede; 6 adet 7.65 mm. çapında boş kovan ve bir adet çekirdek elde edilmiş, sanığın silahının mermi haznesinde bir adet dolu merminin bulunduğu anlaşılmış, tanık Ayhan Haman’ın çantasında ise 2.100 DM., caydırıcı göz spreyi ve Fikret adına satış mukavelesi olduğu saptanmıştır. Sanığa ait adli raporda; sağ elde 4 adet 1 cm. uzunluğunda radial sıyrık bulunduğu, iki gün iş ve gücüne engel olacağı bildirilmiştir. Bu bilgi ve belgeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yargıtay C.Başsavcılığınca değişik zamanlarda ve her biri TCY.nın 51. maddesinin 1. fıkrası düzeyinde kalan tahrik edici davranışların tevali etmesi halinde, aynı maddenin 2. fıkrasındaki ağır tahrik halinin oluşacağı belirtilerek itiraz yoluna başvurulmuş ise de, aracın alım ve satımı ve devrinin verilememesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların taraflar arasında anlaşmayla çözümlendiği, olayın aracın teslimi anında ölenlerden Halil’in sanıkla birlikte yaşayan tanık Ayhan’dan aracın kötü kullanılmış olduğu düşüncesiyle uğranılan zararın tazminini sağlamak için çantasından para almak istemesi üzerine başladığı, taraflar arasında bu şekilde başlayan kavgada, sanığın aşamalardaki savunmaları, tanıklar Ayhan, Samet ve tanık Erkan’ın kolluk anlatımları ve sanığa ait adli rapor kapsamı ve atışların uzak atış mesafesinden yapıldığına ilişkin otopsi tutanağındaki saptamalar dikkate alındığında, maktüllerin tevali eden haksız hareketlerinin bulunmadığı, basit etkili eylem düzeyinde kalan saldırıların TCY.nın 51/1. madde ve fıkrasına uygun hafif haksız tahrik oluşturacağı, Yerel Mahkeme ile Özel Daire kararlarında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmış olmakla, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Bir kısım Kurul Üyeleri; Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının haklı nedenlere dayandığı görüşüyle kabulü yönünde oy kullanmışlardır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Yargıtay C.Başsavcılığının her iki itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 11.3.2003 günü yapılan müzakerede, ( 1 ) nolu neden yönünden oybirliğiyle, ( 2 ) nolu neden yönünden ise oyçokluğuyla karar verildi.

Yorum Yap

Not: HTML'e dönüştürülmez!
    Kötü           İyi